LIFESTYLE

Cansu Akın'la 2020'nin dijital dünyası

Dijital dünyanın sevilen ismi Cansu Akın, 2020 yılının dijitalleşmesi üzerine sorularımızı cevapladı.
Reading time 9 minutes

2010’lu yıllar sona eriyor ve 2020’ye giriyoruz. Instagram’ın 2012’de lanse edildiğini düşünürsek bir mecranın bu kadar hızlı gelişip yayılması hakkında ne düşünüyorsun?

Çok hızlı gelişti, ve her gün değişiyor. Ben bile bu kadar içinde olmama rağmen değişime hızlıca ayak uydurmakta zorlanabiliyorum. Ancak bir yanda da işimizin bu olduğu gerçeği var. Dijital dünyanın hızına hem kullanıcılar, hem influencerlar hem de markalar aynı anda uyum sağlamaya çalışıyor; artık çağımız bu, ve yeni nesil çok çabuk yakalıyor!
 

Instagram’ın ilk açıldığı dönemde kaç yaşındaydın? Bu mecrada öne çıkacak bir meslek yapacağın aklına gelir miydi?

Profilimi ilk açtığımda 21-22 yaşlarındaydım ve Instagram'ın, içerisinde yer alan fotoğraf filtrelerini sevebileceğim bir fotoğraf paylaşım uygulaması olabileceğini düşünmüştüm. Çok da fazla tutunamamıştım açıkçası; hala Facebook'a devam etme kafasındaydım. Daha sonra bi şekilde hep beraber Instagram'a göç ettik resmen! Ben de ilk iki yıl boyunca normal bir kullanıcıydım; sadece yakınlarımı takip ediyordum.Yıllar içerisinde işlerin hızla değişebileceğini ve bir gün mesleğim olabileceğini aklıma getirmemiştim.


İlk post’unu ne zaman koyduğunu hatırlıyor musun? O günlerde influencer olmak ne demekti, şimdi ne demek?


En aşağılara inmek baya vaktimi alıyor fakat 2013'ün sonu gibi ilk postumu koymuştum; ayna efektli bir fotoğraf, yani 2 tarafta da ben. Sarı bir kabanım vardı ve fotoğrafın başlığı sanırım “Bir ben eksiktim!” gibi bir şeydi! O zamanlar tabi işlerin buraya geleceğinden habersizdim; Instagram sayfam stilini severek takip ettiğim insanlar ve kötü fotoğraflar/filtrelerden ibaretti. Bana ait olmayan ilham dolu fotoğrafları da paylaşıyordum, bir mağazada gezerken beğendiğim şapkayı fotoğraflayarak alışveriş rehberi gibi de kullanıyordum. O zaman influencer olmak sadece giydiklerini paylaşmaktı bence; hani biraz lookbook gibi. Şu an her türlü marka işbirliği ya da pek çok farklı avantaj mevcut. Her gün çok iyi fikirler, harika projeler ve sürekli gelişen içerikler görmek beni çok mutlu ediyor.


Türkiye’nin Influencer marketing alanında nasıl bir noktada olduğunu düşünüyorsun yurt dışına baktığında?

Türkiye bu konuda bence dünya ortalamasına göre çok önde gidiyor. Reklam bütçelerinin dijitale kaydırıldığı bir dönemdeyiz. Hiç aklınıza gelmeyecek markalardan inanılmaz projeler çıkıyor. Ben globalde bu kadarına şahit olmuyorum açıkçası. Kullanıcıların inanılmaz aktif olması ve influencer sayısının sürekli artış göstermesi de buna etken. Örneğin İsviçre’ye baktığınızda influencer sayısı ve influencer işbirliği gerçekleştiren global ya da lokal marka sayısı Türkiye’dekinin yarısı kadar bile olamıyor. Ortaya çıkan isimlerin ve işlerin de genellikle moda ağırlıklı olduğunu gözlemliyorum. Bizim taraftaysa iletişimi yapılan konu eğitimden, buzdolabı poşetine kadar genişleyebiliyor.


2020 ile birlikte yeni bir on yıllık döneme giriyoruz, bu döneme giriş yaparken de Instagram birçok yeniliği ve kuralı beraberinde getirdi. Explore ile like kısmının kalkması gibi. Sosyal medyanın bu alandaki geleceği ne? Kurumsal bir mecra mı bizi bekliyor?

Instagram farklı şeyler denemeyi çok seviyor; siz de biliyorsunuz. Eğer like sayısını kaldırmak işleri daha da kötü bir hale getirirse, çok hızlı bi şekilde her şey eski haline döndürülebilir. Kurumsal bir mecraya dönüşüp dönüşmemesi de bu yüzden beni çok ilgilendirmiyor çünkü eğer hoşumuza gitmezse ertesi gün her şey çok daha iyi bir yönde değişebiliyor.
Sosyal medyanın geleceğinde yepyeni bir mecra ve ona ayak uydurma çabamız mı olacak, ben de merakla bekliyorum. Fakat videonun gelmesi fotoğrafı öldürmedi; o yüzden bence henüz Instagram'ın zamanı var.


İçinde bulunduğun sektörün sence en büyük sorunları nedir, gelecekte bunların ne yönde evrileceğini düşünüyorsun?

Bana göre bu sektörün en büyük sorunu rekabet, negativite ve özgün olamama. Negativiteyi biraz açacak olursam; nefret duygusunun bu kadar kolay bir şekilde yansıtılması, linç kültürünün beslenmesi ve dijital dünyada yaşanan kavgaların günlük hayatı etkiliyor olması beni korkutuyor. Bu sektörde var olmanın ve onaylanma isteğinin getirdiği açlık da öyle. Kullanıcıların, hepimizin, bunun bir anda bitebileceğini ve birey olarak bize profillerimizle paralel bir değer biçilmemesi gerektiğini hatırlaması gerekiyor. Rekabet ise hırsı getiriyor ancak bence herkes için yapılabilecek bir şeyler var bu mecrad; yeter ki özgün olunsun. Eğer kendinizi tarz olarak bir markayla gerçekten yakın görüyorsanız, bir noktada yollarınız mutlaka kesişecektir. Unutmayın ki onlar da kendileri için doğru olduğunu düşündükleri isimlerle bir araya gelmek istiyor. O yüzden benim için en önemlisi rekabete odaklanmak yerine özgür bir şeyler paylaşmaktan keyif almak.


2010’ların en popüler meslekleri arasında influencer’lık yer alıyor, sence bu popülarite 2020’lerde devam edecek mi? En çok hangi özelliği ön plana çıkacak?

Influencerlar her yenilikten anında haberdar olunmasını sağlayan, kullanıcıların yerine bir şeyleri deneyen ya da bir yerleri keşfeden, kısacası hayatı kolaylaştıran insanlar. Bence bu yüzden popülariteleri de uzun süre devam edecek. Ancak tabi giderek farklılaşan dijital sahnede neyin ne olacağı belirsiz. Yayın mecralarının popülaritesi değişebiliyor. Bir dönem popüler olan Vine yok oldu gitti mesela. Ya da blog yazarlarının pek çoğu Instagram'da aktif olamadı. Bunun gibi durumlarda mecra değişebilir ancak mecraları doğru ve etkili şekilde kullanan güçlü kullanıcıların popülaritesi hiç değişmeyecek gibi.


Son zamanlarda influencer’lar birer marka haline gelmeye başladılar. Kendi markalarını kurup işbirliklerine imza atıyor. Senin gibi... Bu markalaşma süreci hakkında ne düşünüyorsun?

Bunu gerçekten çok gurur verici buluyorum; yeter ki doğru influencer, doğru markayla işbirliği sağlasın. Birbiriyle uyuşan eşleşmelerde hem marka hem influencer için bir "Voltron'u oluşturduk!" hissi oluşuyor. Influencer olarak konuşayım; benim için çok uzun süren bir değerlendirme süreci oluyor. Ancak birçok toplantı ve çalışma seansının sonrasında işbirliğinin evrildiği sonuçtan her iki taraf da - hatta kullanıcıları da sayarsak üç taraf da - memnun kalıyor.
Gerçek kişiler olduğumuz için çalıştığımız markaları, üzerine fikir ürettiğimiz ürünleri gerçek hayatımıza adapte edebiliyor olmamız çok önemli. O güven bağını sağlayabilmek de. Markalaştığınızda sanki daha profesyonel olmaya çalışırken araya bir duvar örülüyor. Bense samimiyeti, doğallığı korumak ve kullanıcılara dokunmak gerektiğini düşünüyorum. Sizi takip eden birinin ulaşılmaz yanlarınızı görmek yerine hayatlarınız arasındaki benzerlikleri keşfetmesi gerekiyor. Zaten yaptığınız tercihlerden etkilenerek hayatına sizin tercihlerinize benzer şeyler entegre ettiklerinde "influence" etmiş oluyorsunuz. Markalaşırken de bu dengeleri göz önünde bulundurmak gerekiyor.


 

Röportaj L'Officiel Türkiye Aralık 2019-Ocak 2020 sayısında yayınlanmıştır.

Tags

benzer içerikler

Tavsiye edilen içerikler