MODA

Özgür ruhlar atakta

19. yüzyıldan bu yana özgür ruhlu, cesur, yetenekli ve aktivist kadınların vazgeçilmez stili olmayı başaran bohem stil her zamankinden daha modern bir dokunuşla 2019-20 Sonbahar-Kış sezonunda podyumları etkisi altına alıyor.
Reading time 10 minutes

#MeToo ile #TimesUp eylemleri, LGBT yürüyüşleri, Küresel İklim Grevi derken tüm dünyayı etkisi altına alan toplumsal hareketler her geçen gün artıyor. Günümüz dünya sorunlarına dikkat çekmek ve toplum içerisinde eşitlilik yaratmak amacıyla gerçekleşen bu hareketler arttıkça akıllara 14 Temmuz 1789 tarihinde gerçekleşen, egemenliğin halka geçtiği Fransız İhtilali günleri geliyor. 19. yüzyıla damgasını vuran bu demokratik devrimle birlikte insan hakları, demokrasi, milliyetçilik, işçi hakları, liberalizm, adalet ve eşitlik gibi kavramlar ortaya çıkarmıştır. Bugün gerçekleştirdiğimiz toplumsal hareketlerle bu kavramların önemini yeniden hatırlatmaya çalışırken moda dünyası, 2019-20 Sonbahar-Kış sezonunda devrimin yaşandığı günlere doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor bizlere... Sezonun iki ana trendi ilhamını ihtilal ile birlikte ortaya çıkan birbirine tamamen zıt iki karşı kültürden alıyor: Fransız burjuvaları ile bohemler...

Unutulmaz “La Bohéme” operası

Tarih boyunca sanatçılar yarını düşünmeden, yeteneklerini kullanacak imkanları bulmakta zorlanan, düzensiz ve savruk yaşayan zanaatçı bir kesim olarak adlarından söz ettirirlerdi. Bohem kavramı ise gizemli kökenleri, doğaya olan bağları ve spiritüel yetenekleriyle kendilerinden söz ettiren Romanlar yani çingeneler için kullanılırdı. Ancak bu durum Fransız İhtilali ile birlikte değişim gösterdi. İhtilal sonrası ortaya çıkan eğitimli kentsoyluları düşünce biçimleri ve hayat tarzlarıyla dünya çapında birçok tarihsel olayın gerçekleşmesine de ön ayak olmuşlardı. Bohemya mitinin ortaya çıkması da bunlardan biri. Kendinden önceki nesillere nazaran sanatla yakından ilgilenen burjuvalar, sanatçılara ve yarattıkları eserlere hak ettikleri değeri vererek onların bir zanaatkardan öte, toplum tarafından saygı duyulan bir kesim olmasına ön ayak olmuşlardı. Ve böylece 19. yüzyılın ortalarında, romantizm ile realizm arasındaki dönemde bohem kimliği evrim geçirerek kendini sanata adamış, özgür ruhlu, romantik ve maddiyata önem vermeyen kişiler için kullanılmaya başlandı. Burjuvaziye karşı doğan bu karşı kültürü yakından tanımak isteyenler için en güzel referans hiç şüphesiz Henri Murger’in “Bohem Hayatından Manzaralar” adlı otobiyografik romanıdır. Geçimlerini zorlukla sağlayan dört sanatçı arkadaşın 1900’lü yılların Paris’indeki yaşamlarını anlatan bu roman, daha sonra ünlü İtalyan müzisyen Giacomo Puccini tarafından dört perdelik bir operaya uyarlanarak tarih boyunca dünyanın farklı noktalarında yüzlerce kez sahnelenen bir klasik haline geldi. 

Peki kimdi bu bohemler? Yetenekleri ve özgür hayatları dışında bugün hala bizlere ilham kaynağı olmalarını sağlayan neydi? Hiç şüphesiz kendilerine has giyim tarzları. Yaşadıkları dönemin moda kurallarının (Krolin, korse gibi.) aksine konforlarını ön planda tutarak yarattıkları bohem stilinde organik boyalar kullanılarak renklendirilen ve el işiyle süslenmiş özel kumaşlarla hazırlanan dökümlü elbise ile tunikler, geniş kenarlı şapkalar ve uzun dalgalı saçlar ön plana çıkıyor. Ön-Raffaeloculuk akımına damgasını vuran Pierre-Auguste Renoir’un “In Summer”, John Everett Millais’in “Portrait of a Girl” ve Dante Gabriel Rossetti’nin “Bocca Baciata” eserlerindeki kadın portreleri ise 19. yüzyılın başlarındaki bu yeni ortaya çıkan stilin ilk ve en güzel örneklerindendir. Birer “nomad” olarak da bilinen, seyahat tutkunu bohemler gittikleri her yeni ülkeden geleneksel bir parça toplayarak gardıroplarını renklendirme özelliğine sahiplerdir. Marakeş’ten satın aldığı ikinci el bir Razil desenli elbise ile Hindistan’dan satın aldığı batik desenli bir pantolonu ya da Çin işlemeleriyle Parizyen ipek kumaşları kombinlemesi gibi... Hiç beklenmedik desen ve renkleri bir araya getirme yeteneğine de sahip olan bohemler, zaman içerisinde yarattıkları eserler gibi kendileri de giyim tarzlarıyla birer ilham kaynağı haline gelmeye başladılar.

Beatnik’lerden hippilere...

Hayatlarının her alanında özgürce ve biraz da isyankar bir ruhla hareket eden bohemler tarih boyunca farklı karşı kültürlerde varlıklarını koruyarak 19. yüzyıldan bugüne kadar yolculuklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Ver her zaman, içinde bulundukları dönemin modern materyalist kültüründen kaçmak isteyen entelektüel gençlerin doğal bir tercihi olmuşlardır. Özellikle de II. Dünya Savaşı’ndan sonra... Siyah bereleri, balıkçı yaka kazakları, çizgili gömlekleri, sigaret pantolonları ve brogue ayakkabılarıyla dikkatleri üzerine çeken Edie Sedgwick, Francoise Hardy, Audrey Hepburn gibi Beatnik’ler 50’ler Amerika’sına damgasını vururken Avrupa’da ise 60’larda hippi kültürü ortaya çıkarak yepyeni bir bohem nesil gündeme geldi. Coachella, Glastonbury ve Woodstock gibi müzik festivallerinde boy gösteren, fırsat buldukça karavanlarıyla dünyayı gezen, hiçbir tabuya inanmayan, doğa tutkunu, vejetaryen ve spiritüel çiçek çocukları bohem stiline yepyeni bir yorum katarak moda tarihindeki yerlerini aldılar. Psychedelic renkler, vintage görünümlü etnik elbiseler, İspanyol paça pantolonlar, birbirine zıt desen kombinasyonları, el işlemeleri, doğal kumaşlar, denim parçalar ve püskül detayların ön plana çıktığı bu stil Ali Macgraw, Anita Pallenberg, Jane Birkin, Janis Joplin, Marianne Faithfull, Stevie Nicks ve Cher gibi isimlerle özdeşleşti. Bu stil ikonları günümüzde hala güçlü bir referans olmaya devam ederken yarattıkları stil 21. yüzyılda özgür ruhların vazgeçilmez kostümü oldu. Zamansız boho kraliçesi olarak moda tarihine adını büyük harflerle yazdıran Sienna Miller ise yeni ilham perimiz olmuştu.  

2000’lerin başında Miller önderliğinde Mary Kate Olsen, Rachel Zoe, Vanessa Hudgens, Nicole Richie, Kate Moss ve Mischa Barton gibi isimler bohem stili daha sofistike bir dokunuşla yorumlayarak dikkatleri üzerine çekmişti. Dantel, kroşe, deri, denim, süet ve rattan kumaşların ikat, floral, bahçe kafesi, kilim, tribal, folk ve şal desenleriyle bir araya geldiği gardıroplarında makrame, yama, batik, püskül, pon pon, aplike ve zımba detayları ön plana çıkıyordu. Beyaz dantel üstler, desenli tunikler, işlemeli prairie bluzlar, flared pantolonlar, maksi etekler, yırtık denim şortlar, kuş gözü ya da baskılı uzun elbiseler, denim ceketler, boho desenli kimonolar ve kuzu derisi montlar ise vazgeçilmez parçalarıydı. Bu isimlerin müzik festivallerindeki ikonik bohem-şık görünümleri hala dün gibi aklımızda. Oysa ki aradan uzun yıllar geçmiş, bu süre zarfında da moda dünyası bohemlerin özgür stilinden uzak durarak minimalist ve maksimalist birçok trende ev sahipliği yapmıştı. Ta ki 2019-20 Sonbahar-Kış sezonuna dek. Özgürlük ve eşitliğin her geçen gün artmasıyla tasarımcılar yeni nesil aktivistlerin kalbini kazanmak için bohem stili yeniden gündeme getirdi. Amaçları ise tıpkı bir önceki nesilde olduğu gibi içimizdeki özgür, kendine güvenen, güçlü ve isyankar ruhu ortaya çıkararak yeni bir bohemya yaratmak.

/

Eklektik ve uslanmaz bir bireyci

Etro’dan Molly Goddard’a, Lanvin’den Tory Burch’e, Louis Vuitton’dan Emilia Wickstead’e, Missoni’den Longchamp’a, Isabel Marant’tan Saint Laurent’e, Versace’den Loewe’e kadar moda dünyasının önde gelen birçok markasının 2019-20 Sonbahar-Kış koleksiyonlarında karşımıza çıkan yeni nesil bohemler yavaş ve emin adımlarla hayatımıza sızmaya hazırlanıyorlar. Üstelik bu özgür ruhlu kadınlar tarih boyunca görmeye alışık olduklarımızdan çok daha farklı. Öyle bir kadın düşünün ki; goblen desenli uçuşan eteğini hiç korkmadan ekose blazer ceketle kombinleyen hatta omzunun üstüne bir battaniye atarak bu kombini tamamlayan ya da Mongolya’daki bit pazarından aldığı bir tuniği etnik desenli elbiseyle bir araya getiren. Eklektik ve uslanmaz bir bireyci. Bir gün Glastonbury Müzik Festivali’nde ertesi gün ise dünya sorunlarına dikkat çekmek adına G20 Zirvesi’nde karşımıza çıkan. Her fırsatta dünyayı gezmeye özen gösterirken sürdürülebilir bir yaşam tarzını benimseyen ve dünyada karbon izi bırakmayan. Hybrid otomobil kullanan, hava koşulları el verirse şehirde Martı ya da bisiklet ile dolaşmayı tercih eden. Tamamen doğal ve mevsimle ürünlerle beslenen hatta mümkünse vejetaryen bir hayat tarzını benimseyen. Üstelik tüm bunları başkaları için değil, sadece kendini mutlu etmek için gerçekleştiren biri. Şaşırtıcı değil mi? Ancak inanması çok zor olsa da anlattığımız bu yaşam tarzı tamamen gerçek ve her geçen gün daha da yayılarak varlığını güçlendiriyor. Tasarımcılar da bu dünyada kendilerine yer edinmek için sürdürülebilir materyallerden hazırlanan bohem dokunuşlara sahip koleksiyonlara imza atıyor. Molly Goddard ve Isabel Marant’ın dökümlü örgü kazakları, Paco Rabanne’ın kovboy çizmeleriyle kombinlenen kadife elbiseleri, Tory Burch’un örgü pançoları, Chloé’nin etnik desende gömlekleri, Etro’nun şal deseninde takımları ile uçuşan elbiseleri ve Preen’in oversize battaniye kabanları ise sezonun öne çıkan bohem parçaları olmaya aday. Özellikle vintage görünümlü tasarımlar ile etnik desenlerin yükselişe geçtiği bu sezonda ortaya çıkan bohem stilini, hiç beklenmedik yerlerde görmeye hazır olun! 

benzer içerikler

Tavsiye edilen içerikler