POPÜLER KÜLTÜR

Renkler ve kız kardeşler

Yerli sinemanın en çok merak edilen ve bir Emin Alper filmi olan “Kız Kardeşler” 13 Eylül’de vizyonda. Üç kız kardeşi konu alan filmin başrol oyuncuları Cemre Ebüzziya ve Ece Yüksel ise renkler eşliğinde bize karakterlerini anlatıyor.
Reading time 11 minutes

Farklı dünyaların varlığı ve onunla tanışmamız, bizi neden her seferinde sarsar? Yerli sinemanın Yeşilçam zamanı komedi atmosferini verdiği köy ve taşra hayatı uzun zamandır sinemacıların sanat filmlerinin evrenini oluşturuyor. Etrafında dönen insanların orası ile ilgisi, bilgisi, deneyimi farklı da olsa hepsinin beklentisi ve gördüğü aynı şey oluyor. Emin Alper’in filmi “Kız Kardeşler”, “besleme” olarak verilen üç kız kardeşin hikayesi. Başrollerden Cemre Ebüzziya ve Ece Yüksel de renklerle bize hikayelerini anlatıyorlar. Canlandırdıkları kız kardeşlerden çok farklı olarak. Filmde anlatılan bu kardeşlerin eve dönüşleri aynı zamanda. Gittikçe dinamikleri değişen hayatımızda bize köy hayatının hatırlatılması ya da... Beni en çok çeken şey ise belki de filmin adından da beklentili olarak, kız kardeşlerin birbirlerine geçişlerini fark edebilmek. Çünkü kız kardeşlerin birbirleri ile hesapları bitmez, birinin yaşadığı duyguyu diğeri de sahiplenebilir ve hayatları geçişlidir. Özellikle birinin bile birey olmadığı bir dünyada; üçünün birbirinden, üçünün de hangi renk giydiğinden ya da köy hayatının vazgeçilmezi Sarıkız’dan bir farkları yoksa. Bunların hepsini canımız sıkılsın; dertlenelim diye anlatıyorum! Çünkü bu durumu çözene kadar keyfimiz kaçmalı.   

“Kız Kardeşler” filminin hikayesini anlatabilir misiniz? Spoiler’dan bahsetmiyorum. Yolunuz bu filmle nasıl kesişti? Çekim sürecinde neler yaşadınız? Yönetmen ve yazar Emin Alper ile çalışmak nasıldı?

Cemre Ebüzziya: Besleme olarak yollanan üç kız kardeşin hikayesi. Film, eve dönüşleri ile açılıyor, köylerine uyum sürecini ve oldukları durumdan çıkma serüvenini anlatıyor. Emin Alper ile tanışmak ve çalışmak çok gurur verici. Kibarlığı, samimiyeti ve işindeki ustalığı beni çok etkiledi. Sayesinde oyunculuğum olgunlaştı ve güçlendi. İşini çok severek yapan, müthiş bir ekibimiz vardı, hep beraber büyülü bir hikaye yarattık. 

Ece Yüksel: Film, farklı yaşlardaki üç kız kardeşin; Reyhan, Nurhan ve Havva’nın hikayesi. Yoksul bir köyde doğmuşlar ve küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmişler. Fakat her biri, besleme olarak verildikleri ailelerde, farklı nedenlerle tutunamayıp geri gönderiliyor. Film de kardeşlerin yıllar sonra babalarının evinde bir araya gelmeleri ve sonrasında gelişen olaylarla ilgili. Ben bir Emin Alper hayranıydım diyebilirim ki hala da öyleyim. Bu film için ilk telefon geldiğinde çok heyecanlandım ve audition için çok çalıştım. Emin Alper ile çalışmak benim için çok önemliydi, o nedenle elimden geleni yaptım ve Nurhan karakterini canlandırma şansına sahip oldum. Hem ön hazırlığımız hem de set sürecimiz ders gibiydi. Oyuncuya çok doğru yönelimler veren ve karakteri keşif sürecinde çok yardımcı olan bir yönetmen. Dolayısıyla Emin Alper ile çalışmak bir oyuncunun başına gelebilecek en iyi şeylerden biri. Çok zorlu koşullarda çalışmış olmamıza rağmen keşfetmeye ve üretmeye ekipçe keyifle devam ettik. 

 

1570798176941416 l 64151570798177428513 l 6686

Yoksul üç kızkardeşin hikayesini anlatıyor film. Köyde geçiyor. Bu farklı sosyo-ekonomik ortamda nasıl gözlemler yaptınız?

C.E.: Hikayeye ve özellikle filmde kullanılan şiveye yaklaşmak için kısa bir süreliğine Antalya’nın Akseki bölgesindeki köyleri ziyarete gittim. Oradaki kadınlar ile sohbetler ederek şivelerini kaydettim ve hikayelerini dinledim. Reyhan’ın hikayesini dürüst bir yerden anlatmak için bu yolculuk yardımcı oldu. 

E.Y.: Bana oldukça uzak bir coğrafyada, daha önce hiç denemediğim bir şiveyle oynadım. Bunlar için uzun bir hazırlık süreci geçirdim. Şive için tüm ekipçe babamızı oynayan Müfit Kayacan’ın yardımıyla çalıştık. Kendisi coğrafyaya ve şiveye oldukça hakimdi ve büyük katkısı oldu. Ben de Toroslar’da yaşayan yörüklerin videolarını izleyip oradaki yaşam koşullarını ve davranış biçimlerini gözlemlemeye çalıştım. Bunun dışında çekim yaptığımız yer, en yakın yerleşim yerine 1 saat uzaklıktaydı. Her gün sete çıktığımız, filmde de gördüğünüz sarp kayalıklardan oluşan yoldaki deneyimlerim de Nurhan karakterine yaptığım hazırlığın önemli bir parçası oldu. Tepeye vardığımdaki sessizlik ve bu yalnızlık hissi aslında kız kardeşlerin dünyasının ta kendisiydi. 

Üç kız kardeşin derin ilişkileri ve çatışmaları söz konusu. Kız kardeşler arasındaki bağlar ve birbirlerinin hayatlarında bıraktıkları izler sizin hayatlarınızda nasıl izler bıraktı?

E.Y.: Birbirine bu denli bağlı olan kardeşleri canlandırmak aramızda da kopmayacak bir bağ doğurdu. 

Oyunculukta canlandırılan karakterlerin oyuncunun kendi kişiliğine iz bırakması ne kadar sağlıklıdır? Ya da ne kadar gereklidir? 

C. E.: Benim için önemli olan karakterin hikayesini samimiyet ile aktarmak. Karakterleri kurarken ve tasarlarken kendim ile ilgili değerli bilgiler ediniyorum. İşimi bu kadar sevmemin sebeplerinden biri de bu; kendimi karakter ile daha iyi tanıyabilmek ve kendimle yüzleşmek.  

E.Y.: Mutlaka her karakterden öğrendiğim ya da deneyimlediğim şeylerden etkilendiğim olabiliyor. Her karakterden bazı izler taşımak bence kaçınılmazdır ama bunun tamamıyla kişiyi değiştirmesinin ya da o karakterin oyuncunun üstüne yapışmasının sağlıklı olmadığını düşünüyorum. 

 

1570798205313910 l 63731570798205221479 l 6283

Film aynı zamanda bir eve dönüş hikayesi. Eve dönmek ne demek? Sizin ev dediğiniz yerler, hisler, duygular nelerdir?

C.E.: Kızlar kavuşmalarına rağmen oradan tekrar bir çıkış arıyorlar. Eve dönüşleri hem mutlu hem kederli. İş için yoğun bir seyahat dönemine girdiğim için eve dönme hissi bana rahatlatıcı ve dinlendirici geliyor. 

E.Y.: Herkesin ev kavramı farklıdır. Benim ev algımla, Nurhan’ın ev algısı bambaşka. Nurhan adına konuşursam, eve dönmek çıkışı olmayan dipsiz bir kuyuya düşmek demek ve oradan çıkmak için elinden gelen her şeyi yapacak bir karakter Nurhan. Benim için ise eve dönüş, huzur ve mutluluk anlamına geliyor.

69. Berlin Film Festivali’nde prömiyer yapmak size nasıl bir tatmin sağladı?

C.E.: İnanılmaz bir heyecan ve gurur, filmimiz sekiz yıl sonra ana yarışmada yarışan ilk Türk filmi. Hayallerimin gerçek olduğu bir andı. Bu, kesinlikle unutulmaz ve paha biçilmez bir his.  

E.Y.: Dünya çapında oldukça önemli olan Berlin Film Festivali’nde yarışmak tahmin edilebileceği gibi inanılmaz büyük bir gurur. Filme verdiğimiz emeğin karşılığını böyle prestijli bir festivalde ana yarışmada yarışarak fazlasıyla aldık diyebilirim.

CEMRE EBÜZZİYA

Amerika’daki konservatuvar eğitiminizden sonra oyunculuk, yer aldığınız projelerle nasıl bir kavram haline dönüştü sizin için?

Konservatuvarda aldığım eğitim çok değerliydi benim için. Deneyimin de bir o kadar önemli olduğunu düşünüyorum, deneme yanılma insanı olgunlaştırıyor. 

Sinemada karakterin tek bir şansı var. Tiyatro esere ve yoruma, diziler ise karakteri tanımak için fazla fazla zamana sahip. Ama sinemanın üslubu başka. Bu teknik senin için ne ifade ediyor?

Evet, sinema ve tiyatro farklı alanlar ama temelleri hep hikayeye dayanıyor. İki alanda da oyuncunun görevi hikayesini aktarmak. 

Sanatın, politikanın ve gazeteciliğin içine işlediği bir aileden geliyorsunuz. Farklı alanlarda isim yapmış insanların tek bir çatı altında olması size neler kattı? Anıların DNA’lara işlediğine inanıyor musunuz?

Ailem beni sevdiği, inandığı, ilgilendiği değerler ve bilgiler ile büyüttü. Doğru yönlendirmeleri tabii ki bana çok şey kattı. Sanat, sinema, tiyatro ve müzik ile tanıştırdılar. 

ECE YÜKSEL

Oyunculuğa hobi olarak başlamışsınız ancak şimdi durum çok farklı. Bu yolun mesleğe dönüştüğü anı anlatabilir misiniz?

Çocukken tiyatro kursunda çok keyifli vakit geçirdiğim için hiç kopamadım oyunculuktan. Rol aldığım her projede, aldığım haz yıllar içerisinde katlanarak büyüdü ve bu denli sevdiğim şeyin hayatımın merkezinde olması gerektiğini düşündüm. Bu kararı aldığım için çok mutluyum çünkü beni en mutlu eden şeyin mesleğim olması bir ayrıcalık.  

Tiyatroda önemli başarılarınız var. Oradaki atmosferin oyuncuyu karakterle ve kendisiyle baş başa bırakmasının sizde nasıl etkileri oldu?

Sinema ve tiyatro farklı gibi görünse de temelde aynı motivasyondan besleniyor. Sinemada da, tiyatroda da teknik olarak dikkat edilmesi gereken şeyler var. Tabii ki tiyatroda alan kullanımı olanağı daha çok olduğundan bedenen daha özgür hissediyorum. Fakat sinemada da kameranın beni kısıtladığını düşünmüyorum aksine kamera sayesinde tüm olaylara şahit oluyormuş gibi hissediyorum. 

Sinema ve televizyonun geleceğini, gittiği yönü nasıl görüyorsunuz? İkisinde de bulundunuz ve bunu yorumlayabilecek bir kuşaktansınız. Türkiye’de değil ama dünyada yapılan televizyon işlerinin geçmişte kitapların yerini tuttuğunu düşünüyor musunuz? En iyi oyuncuların serilere kaymasının sebebi bu olabilir mi? Peki popüler sinema gişe odaklı mı içerik üretiyor?

Hem sinema hem de televizyon büyük bir izleyici kitlesine sahip. Sinemada popüler işlerin daha çok izlendiğini görüyoruz ama ülkemizden çıkan bağımsız filmlerin edindiği başarılar da göz ardı edilemez. Popüler işlerin gişe odaklı iş ürettiğine katılıyorum. Bu yüzden konuların kendini tekrar ettiğini düşünüyorum. Böylelikle de işler yavaş yavaş yüzeyselleşmeye başlıyor. Televizyon ve kitap birbirinden çok farklı, o yüzden en iyi yapılmış dizi bile bence bir kitapla karşılaştırılamaz. Televizyon sektörünün bu denli büyümesinin sebebi kitapların yerini tutması değil ama belki kitaplara nazaran daha kolay ve hızlı takip edilebilir olması diyebilirim.  

 

Fotoğraf Fırat Merİç

Moda editörü Ceren Çetİnoğlu

Tags

benzer içerikler

Tavsiye edilen içerikler