SANAT

Melis Binay'ın spiritüel yolculuğu

İletişime açık eserlerden yana olan Melis Binay, resimleri aracılığıyla bir yandan kendi spiritüel yolculuğunda ilerlerken, bir yandan da içinden taşan sevgiyi paylaşmayı amaçlıyor.
Reading time 6 minutes

Ulus semtinin dar sokaklarından birinde, Louvre’un takibe aldığı ilk 5 yetenek arasına giren bir sanatçı oturuyor. Ancak Melis Binay aslında müzenin seçtiği bu eseri çok da beğenmiyor. Şaşırmamak lazım; kendisi egosuyla savaşmayı yaşam tarzı haline getirmiş biri. Bunun için 5-6 ay denizde bir teknede tek başına kalmışlığı da var, ailesinden yardım almayı reddetmişliği de. Ancak bu mücadele ne de olsa bir süreç ve bazen de alçakgönüllü olmamak gerekiyor. Tıpkı hayranı olduğu Pharrell Williams ve Jean Paul Gaultier’nin, çalışmalarını satın alan isimlerden olduğunu söylerken gözlerinin içi parladığında olduğu gibi. Binay, çelişkileri bir arada barındıran, dolu bir karakter; taşkın enerjisi veya şarkı söylerkenki derin sesi ile yapabildiği gibi, ölümden veya Down sendromlular için üzerinde çalıştığı projeden bahsederken de sizi etkisi altına alabiliyor. Zaten ona ve işlerine benliğini, özgünlüğünü veren de bu. Londra’da ödüllerle sonuçlanan bir moda tasarım geçmişi olan, aslen sanat yönetimi mezunu genç sanatçının derdi ise insanlara ulaşmak, onların hayatlarına dokunmak, kısaca sadece var olmak.

İlham kaynağı olarak spiritüel şeyleri seçiyorsun. İşinin alt metni nasıl bu şekli aldı?

“Evet, belki yaptığım işler görsel olarak bunu birebir yansıtmıyor ama aslında öyle. Bir noktada yaptığımız işi insanlarla paylaşıyoruz ve onlarla içli dışlı bir hal alıyoruz. Bence bu insanın kendi mistik yolculuğu, kendini keşfetme yolculuğu. Bir yandan tek başına, diğer yandan sarılarak ve el ele. Ne kadar anlaşılabilir olursan, anlatmak istediğin derdi o kadar iyi anlatırsın. Çok ileride bir şey anlatıp, onu çizmeye çalışırsam yine insanlarla arama bir sınır çizmiş oluyorum bence.”

Çağdaş sanata sempati duymama nedenin bu mu?

“Bazı çalışmalar gerçekten emekle bir şeyler yapmış olanlara hakaret niteliğinde duruyor. Egoyu farklı bir şekilde yorumlayıp, sadece sen varsın gibi yaşarsan, sadece senin sözlerin önemliyse, o zaman kendi kendine konuşursun. Hiçbir manası olmaz. Anlatmak istediğin şeyi en anlaşılabilir şekilde anlatman lazım ki amacına ulaşasın.”

Mistisizmden bahsetmişken, sen egonla savaşmak adına nasıl bir yol izliyorsun?

“19 yaşındayken çok yakın bir arkadaşımı kanserden kaybettim. Bu mistik yolculuğumun başlangıcı oldu. Hayata sadece iyi bir iş elde edip, anne baba olup, ‘Hadi görüşürüz!’ demek için gelmediğimizi ilk anladığım noktaydı. Bence empati güdüsü yüksek olan herkesin egosu bir şekilde kendi kendine yok oluyor. Egoda öfke var; bir boşluk var ve onunla kapatmaya çalışıyorsun. Maalesef sistem 21. yüzyılda insana aşırı özgüvenli olmasını şart koşuyor. Ben birazcık kendimi ayırt etmeye çalıştım. Öyle biri değilim ve olmayacağım. Eğer insanlardan ayrılırsam insanlar için bir şey yapamam.”

Acaba bir takım maddi özgürlükler olduğunda böyle düşünmek daha mı kolay oluyor?

“Hayır. Dışarıdan bakan insanlar zannediyor ki ailem çok zengin, ben de ailem sayesinde yaşıyorum. 18 yaşımdan beri onlardan bir lira dahi almadım. Çünkü her karar bana ait olsun istedim. Benim kendimle verdiğim savaş şu oldu; resim yapıyorsun, bu ülkede pek kabul edilen bir meslek değil ve zorlanacaksın ama sonunda en azından, ‘Elimden geleni yaptım’ diyeceksin. Ben bu yolculuğu seçtim. Gerçekten çok zor zamanlar da geçirdim, Çukurcuma’da sokakta resim sattığım da oldu, her şey toz pembe ilerlemedi. Tekil bir iş bu.”

Eserlerin Jean Paul Gaultier ve Pharrell Williams gibi ünlü isimler tarafından da alındı ve sen bundan bahsetmekten çekinmiyorsun. Kimin satın aldığı senin için ne kadar önemli?

“Benim için hiç mühim değil aslında. Pharrell’in resmimi alması sadece şu açıdan önemli; N.E.R.D. zamanlarından beri çok sevdiğim, popülerliğini iyi amaçlar için kullanan biri. Diğer yandan, eserleri satın alan kişiler piyasa için çok önemli. Çünkü koleksiyonerler ve galeriler senin resimlerinin kimlerde olduğunu çok önemsiyor. Onlar için sen bir yatırımsın; ‘Bu arsaya 5 sene sonra ev yapsak tutar mı?’ Bunu hissediyor olmak çok kötü bir şey. O yüzden bir galeriyle çalışmıyorum zaten. Sanat eserine ürün gözüyle bakıldığı zaman benim amacımın çok dışına çıkılmış oluyor.”

Bir moda geçmişin var. Resim sanatına nasıl geçiş yaptın?

“Aslında ilk fark ettiğim şey insanların içlerini örtmek için dışlarıyla çok ilgilendikleriydi. Yani sanatsal bir güdüden yola çıkmıştım yine. İnsanların içlerini doldurursam, belki dışlarıyla bu kadar ilgilenmezler dedim. Yaptığım bütün defileleri bir şekilde teatral hale getirmeye çalıştım. Ama durum tamamen business’a dönüşünce bıraktım.”

Projelerin arasında modaya da yer var mı?

“Evet, benim de imzamı oluşturabilecek bir şey olsun istiyorum. Çünkü resim, onu karşılayamayacak insanlarla yine arama çizgi koyan bir şey. Ayrıca Ocak sonu için sergi hazırlığındayım. Dünyanın dört bir yanından kullanılmayan kitaplar, gazeteler topladım. Mesela Myanmar’da çıkan yayınları topluyorum çünkü alfabelerindeki harfler çok güzel ve yazılmış şeylerin atılması bana çok üzücü geliyor. Şimdi onları tuvallere uyguluyorum.”

Tags

benzer içerikler

Tavsiye edilen içerikler