Be Well

Dilara Koçak: "Gelecek farkındalıkta"

Çağımızın en popüler ve aynı zamanda gerekli konularından biri tüketim konusunda farkındalık yaratmak. Biz de bu konuyu İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak ile bir araya gelerek irdeliyoruz.
Reading time 10 minutes

Etrafımızdaki birçok insan sağlıklı yaşam ve faydalı tüketim konusunda bilgi sahibi. Kulağımıza sürekli yeni yeni terimler ve beslenme şekilleri geliyor. Aslında bunlar sadece beslenme alışkanlıkları ile ilgili değil. Bir alışkanlık haline geldiğinde geleceğimizi şekillendiren kavramlar. Yani gelecek farkındalıktır diyebiliriz. Bu farkındalığın ne kadar önemli olduğunu ise İyi Yaşam ve Beslenme Uzmanı Dilara Koçak’tan dinliyoruz.             

Küresel ısınma ve teknolojinin, şehir hayatına olumsuz etkisiyle birlikte sağlıklı yaşam, sürdürülebilir olmak gibi kelimeleri günlük hayatta sık sık kullanmaya başladık. Sizce bir anda farkındalığı artıran ne oldu? 

Aslında bir anda farkındalığımızı artıran da teknoloji oldu diyebilirim. Bilgiye çok hızlı ulaşıyoruz, onlarca, yüzlerce farklı kaynak var. Küresel ısınma şu an krize dönüşmüş durumda, ekonomik forumlarda bile tartışılır hale geldi hem ülkeler hem bireyler bazında durumun ciddiyeti kavranmaya başladı. 30 yıl önce de karbon emisyonu vardı fakat bu kadar gündemde değildi, bugün bilgi çağı gezegenimiz için farkındalık çağını da yanında getiriyor.

Peki sizce ülke olarak bu konularda yeteri kadar farkındalık sahibi miyiz? Olmak için neler yapmamız gerekir?

Yeteri kadar farkındalık sahibi değiliz, ama ben duruma olumsuz yaklaşmıyorum yine de. Gezegenimiz için eski olsa da toplumumuz için çok yeni bir konu olmasına karşın, tahmin ettiğimden daha hızlı farkındalık kazanıyoruz.  STK’ların konuyla alakalı birçok çalışması var, ufak nüanslara dikkat ederek bile farkındalığımız artabilir ve inanın farkındalık farkındalığı doğurur.

Sizin de son zamanlarda odak noktanız gezegeni beslemek oldu. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

Şunu kesinlikle belirtmeliyim ki, gezegeni beslemek adına bilgilenmek çok önemli. Bu konuda güncel yayınları okumaya, panellere, zirvelere elimden geldiğince katılmaya çalışıyorum. Bir kitap alırken bile arkasını okuyoruz, telefon alırken özelliklerini inceliyoruz peki ya evimiz olan dünyamızı, tüm hayatımızı üzerinde geçirdiğimiz gezegenimizi tanımak için aynı özeni göstermiyoruz? Toplum da farkındalık için bilgi sahibi olmalı.

2019 yılı başından beri Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) “Sıfır Atık Sıfır Açlık Projesi” başlattığı projesinden bahsedebilir misiniz? 

Dünya genelinde 821 milyon aç insan var.  Dünyada israf edilen gıdanın miktarı yıllık yaklaşık 1,3 milyar ton. Üretilen toplam gıdanın üçte biri sofraya ulaşmıyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor. Artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için gıda üretiminin 30 yıl içinde yüzde 60 oranında artması gerekiyor. 2050 yılında dünya nüfusunun %65’inden fazlasının şehirde yaşayacağı ön görülüyor. Yüzde 60 oranında fazla üretim şu an için gerçekçi bir rakam değil, artan nüfusu doyurabilmek için israfı en aza indirmeli ve gıdaları çöp olmaktan kurtarmalıyız. Ben de FAO ile birlikte 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’ndan 2 numaralı olan “Açlığa Son” amacını odak noktam haline getirerek desteklemeye başladım.

Sürdürülebilir bir yaşama sahip olmak için ilk adımı atmak birçok kişiye zor geliyor. Özellikle de sıfır atık bir ev ya da çalışma ortamı yaratmak. Bir yerden başlamak için siz ne öneriyorsunuz?

Sıfır atığa tamamen ulaşmak bireysel çabalarımızla kolay değil ama elimizden geldiğince bunu azaltabiliriz. Ben evde atığı azaltmanın, tıpkı sağlıklı yaşamda olduğu gibi mutfakta başladığına inananlardanım. Danışanlarıma, sosyal medya takipçilerime atıksız mutfak için önerilerde bulunuyorum ama aynı zamanda onlardan da öneri istiyorum. Hep söylerim yemeğimizi, sevgimizi, bilgimizi paylaşmamız gerek.

Sıfır atık bir ev yaratmak için dikkat edilmesi gereken beş temel madde nedir?

• Alışverişe liste yapılarak çıkılmalı.

• Gıda okur-yazarlığı, son tüketim tarihi ve tavsiye edilen tüketim tarihi arasındaki fark iyi öğrenilmeli.

• Doğru saklama koşullarını öğrenmeli.

• Geri dönüşüme uygun olan ürünleri ayrıştırmalı.

• Porsiyon kontrolünde daha hassas olunmalı.

Beslenme rutinimizde yapacağımız değişimler sürdürülebilir bir yaşam için önemli. Etsiz Pazartesi ya da topraktan sofraya konsepti gibi... Her geçen gün artan bu tip alışkanlıklardan bahsedebilir misiniz?

Bu trendlerin, sürdürülebilir yaşam adına değiştirmemiz gereken alışkanlıklarımıza daha kolay adapte olabilmemiz içi ufak alıştırmalar olduğunu düşünüyorum. Mesela “etsiz pazartesi” dediğimizde, haftanın sadece 1 günü etten uzak duruyoruz ama aslında bunu neden yaptığımızın farkına varınca bu bir alışkanlığa dönüşüyor ve günlük hayatımızda daha az et tüketmeye başlıyoruz. Hepsi farkındalık meselesi aslında… 

Biz ülke olarak mevsimsel ve yerel beslenmeye özen gösteren bir toplumduk. Ancak zaman içerisinde marketlerin artması ve günlük hayat karmaşası derken bu kayboldu. Sizce eski geleneklerimize döner miyiz?

Benim kullandığım sloganlardan birisi zaten “Gelecek gelenekte”. Eskilerimiz için kullanılan bir tabir vardır; “Savaş görmüş adam/kadın” onların ellerindeki kaynak çok kısıtlı olduğu için neyi nasıl saklamaları gerektiğini de iyi biliyorlardı. Mevsimsel ve yerel beslenmeye göstereceğimiz özen de atıksız mutfak için önemli, elbette şehir hayatının karmaşası içinde semt pazarlarına gitmemiz veya memleketimizden sebze, meyve getirmemiz her zaman mümkün olmuyor ama şartlarımızı zorlamalıyız. Alacağımız ürünlerde nelere dikkat etmemiz gerektiğini bilirsek bu fark da ortadan kalkar. Şöyle bir örnek vereyim, 1 yıl boyunca tamamen yerel yiyecek yemek, haftada 1 gün vejetaryen beslenmekle aynı düşük çevresel etkiye sahip. Diğer taraftan mevsimsel ve yereli takip etmek de ekonomik bir çözüm.

Gelecek için kaygılı bir nesil geliyor. Tüm bu bahsettiğimiz değerlere ve görevlere dikkat edersek sizce dünyamızla ilgili umut var mı?

Gelecek için kaygılılar ve haklılar da ama umut olmasaydı ben bu işlere kalkışmazdım veya kaygılı bir nesil değil, umutsuz nesillerden bahsederdik. Bir sır vereyim, ben çevre için kaygılanan nesilden mutluyum çünkü kaygı çözümü doğurur, çözüm için yollar açar.

Biraz da sağlıklı beslenmekten bahsedelim. Wellness kelimesi şu sıralar çok popüler. Siz bu kelimeyi nasıl tanımlarsınız? 

Wellness kelimesinin Türkçe karşılığı benim uzun yıllardır kullandığım tescilli markam: İyi Yaşam.  İyi yaşam dengeli beslenmekten ibaret değil, öyle olsaydı ben İyi Diyet markasını kullanırdım. İyi yaşam bir bütünlük hali, bedensel ve ruhsal iyi hissetme durumu. Hayat tek bir öğeden oluşmuyor, o yüzden Wellness’ı yani iyi yaşamı oluşturan faktörleri bir çatı altında toplamalıyız; fiziksel sağlık, ruhsal sağlık, sosyal çevre, iş ve aile hayatında iyi olma durumu gibi…

Sağlıklı yaşam trend gibi algılanmaya başladı, oysa ki hepimizin doğal bir rutini olması gerekmez mi?

Evet, bu noktada da sürdürülebilirlik kavramı karşımıza çıkıyor. Sağlıklı yaşam belirli bir süre içerisinde uygulanacak bir trend değil, yaşamımızın her döneminde uygulanabilir olmalı. FAO’ya göre sürdürülebilir beslenme “Besleyici olduğu kadar güvenli, sağlıklı ve düşük çevresel etkiye sahip olmalıdır. Bu beslenme şekli kültürel olarak kabul edilebilir, adil, ekonomik, herkes için ulaşılabilir, gıda güvencesine katkı sağlayan ve nesillerin devamı için olması gereken yaşam biçimidir.” Yukarıda değindiğimiz hususlar bu tanımı zaten karşılıyor.

Günlük beslenme rutininde trendler peşinde koşmak yerine herkesin kendi sağlık ve yaşam koşullarına uygun bir beslenme rutini belirlemesi daha mantıklı değil mi?

Kesinlikle, ben her zaman bunu savunuyorum zaten, parmak izimiz gibi metabolizmamız da kendimize özgü. Bedenimizi iyi tanımak, onun ihtiyaçlarına kulak vermemiz gerekir, bu ihtiyaçları giderirken hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak tam ve iyi hissetmeliyiz. Mahrumiyet duygusu yaşamadan rutinimizi belirlersek bu sürdürülebilir de olacaktır.

Röportaj L'Officiel Aralık 2019 - Ocak 2020 sayısında yayınlanmıştır.

Tags

benzer içerikler

Tavsiye edilen içerikler